Film Tanıtımı: Kaptan Fantastik

Film Tanıtımı: Kaptan Fantastik

Film Adı: Kaptan Fantastik (Captain Fantastic), 2016
Yönetmen: Matt Ross
Oyuncular: Viggo Mortensen, Trin Miller, Frank Langella, George MacKay, Annalise Basso
Süre: 1 s. 58 dk.

Anne olarak geçmişim çok eskiye dayanmasa da ebeveynliğe ilişkin çok eskilere dayanan düşüncelerim olduğunu söylemem gerekir. Henüz oğlum rahmime düşmemişken bile mesleğim gereği etrafımdaki anne-babalara ve ebeveynlik biçimlerine ilgi duyardım. Zihnimde “ideal anne-baba”ya ilişkin pek çoğumuz gibi bir algıyla anne adayı olduğumu öğrendiğimde aylar, hatta yıllar sonra bazı durumlarda nasıl davranacağım ve nasıl kararlar alacağım üzerine uzun uzun düşündüm.

Oğlumu kucağıma aldığım andan itibarense “Emzirebilecek miyim? Sütüm yetecek mi? İlk banyosunda nelere dikkat etmeli? Ek gıdaya geçtiğimiz andan itibaren organik gıdalar mı almalıyız? Çok da hassas bir çocuk olmasın derken üstünü çok mu ince giydirdim acaba? Hemen bir uyku rutini oluşturmak gerek, ama nasıl? Anaokuluna ne zaman başlasa? İyi bir okul ve iyi bir öğretmen bulabilecek miyiz? Eğitim sistemi pek çok açıdan bu kadar problemliyken olanaklar uygun olsaydı evde öğretim daha iyi bir tercih miydi?..” gibi uzayıp giden bir sürü sorunun içinde boğuşmaya başladım. Okuduklarım, sosyal medya üzerinden çokça takipçisi olan, ebeveynlik açısından neredeyse “kanaat önderi (!)” diyebileceğimiz annelerin paylaşımlarından çıkardığım sonuçlarla evdeki gerçeklik arasında gidip geldiğim 29 ay geçti. Ama bu arada kendimi rahatlattım… Bir bilim insanı adayı olarak ebeveynliğe ilişkin bilimsel araştırma sonuçlarını yok sayacak değilim, ancak zamanla “ideal ebeveynliğin” benden, oğlumdan ve babasından bağımsız tanımlanamayacağını anlamış oldum. Yani demem o ki her anne-baba-çocuk ilişkisinin dinamikleri farklı.

Ancak tabi her zaman aklımızın bir kenarında duran sorunlar var. Çocuğumun daha çocuk dostu ortamlarda özgürce oynayabilmesini, üretmesini, var olabilmesini, keşfetmesini ve öğrenmesini çok istiyorum. Benzer biçimde bir ebeveyn olarak üretmeye, daha özgür olmaya ve var olabilmeye ihtiyacım olduğunun da farkındayım. Zaman zaman tüm bu düşüncelerin ışığında daha dingin, teknolojiden uzak, doğaya yakın, çocuğumun bağımsızlığını destekleyecek bir yaşamın hayalini kuruyorum. Gerçek olabilir mi bilemeden, ancak yapabilenleri de imrenerek izleyerek…

Bütün bu sorular ve hayaller zihnimde uçuşurken izlediğim ve aklımdaki bir çok soruya ilişkin yeni yeni sorgulamalar ekleyen; ama bir yandan da zihnimi berraklaştıran bir film: Yönetmenliğini Matt Ross’un yaptığı, en iyi erkek oyuncu dalında Viggo Mortensen ile Oscar’a aday olan “Kaptan Fantastik (Captain Fantastic)-2016”…

Fikrine güvendiğim bir arkadaşımın filme ilişkin paylaşımını görüp ekran başına geçtiğimde etkileneceğimi tahmin etsem de böyle bir film beklemiyordum açıkçası… Filmin açılış sahnesinin çarpıcılığının ardından bir ebeveyn olarak ya da zihnimizde idealize ettiğimiz ebeveynlik kalıplarına ilişkin sorgulamalar silsilesi başlamış oldu.

Amerika’da bir ormanda yaşayan Ben ve çocuklarının, eşi/anneleri Leslie’nin  cenazesi sebebiyle şehre inmeleriyle, büyülendiğimiz o hava dağılmaya başlıyor. Akrabalarla olan ilişkiler, toplumdan bu kadar uzak yaşarken çocukların yüz yüze geldiği uyum sorunları, Ben’in “doğru babalığa” dair inandıkları ve sıklıkla karşılaştığımız ebeveynlik kalıpları ile çatışması gibi pek çok düğümü içeren filmde ilk yüzleştiğim olgu “doğaya yakın olmanın biraz da ‘vahşi’ olmayı beraberinde getirmesi”. Doğaya yakın olma hali kurgu gereği oldukça uçlaştırılarak sunulsa da daha doğaya yakın bir hayatı hayal eden bir anne olarak kendimi “Peki acaba bunu yapabilir miydim?” ya da “Ben olsam ne yapardım?” gibi sorular sorarken buldum.

Bir diğer olgu ise “evde öğretim”. Altı çocuğunu doğada bir başına kendisi eğiten, onların fiziksel ve entelektüel gelişimleri için olağanüstü çaba gösteren bir baba olan Ben ve çocuklarının bilebildikleri, yapabildiklerini izleyip büyülenirken filmin bir noktasından sonra madalyonun diğer yüzü ile, örgün eğitimden uzak kalmanın çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkilerle de bizi yüzleştiriyor film.

Çocuklarının fastfood yemesine izin vermeyen ancak şarap içmelerini olağan karşılayan, dört yaşındaki çocuğuna, tecavüzü bilimsel ve gerçekçi bir şekilde açıklayan, herkes Noel kutlarken, çocuklarıyla “insan haklarını destekleyen ve savunan yaşayan bir insan” olan Chomsky’nin doğum gününü kutlamayı tercih eden muhalif baba Ben’in film boyunca gösterdiği davranışlar kurgu gereği biraz uçlaştırılmış olsa da üzerine düşünecek pek çok nokta sunuyor. Özetle izlemenizi tavsiye ederim.

Niçin her koşulda çocuk hakları?

Nisan 27, 2017

Görgülü kuşlar gördüğünü işler

Nisan 27, 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir