İddia ediyorum: “İki yaş sendromu” diye bir şey yoktur!*

Uyumaya çalışan Derya: “Baba gelsin, baba gelsiiiiin!”

Babası geldikten sonra Derya: “Git babaaaa! Baba gitsiiiiin!”

Derya’nın babası arkadaşımla “iki yaş sendromu”na ilişkin sohbet ederken onun “ ‘İki ile üçün kesiştiği köşeyi heyecanla bekliyorum kızım’ dedim geçen gün Derya’ya. O kadar ki bunaldık,” dediğini; bunun yanında bir gelişimci bakış açısıyla sohbete katıldığımı ve zorlanmalarının normal olduğunu açıklamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bu sohbetin üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişken ve evde iki buçuk yaşında bir çocukla yaşarken bunaldığım ve baş etmekte zorlandığım anlardan birinde kendime “Dur Ezgi, şu sendrom işini bir daha değerlendirelim!” dedim.

Çocukların 18-42 ay arasında kendini tanıma, benlik gelişimi, bağımsızlığın gelişimi ve kendini toplumsal yaşamın içinde var etmeye ilişkin gelişmeler yaşadığı bilimsel bir gerçek (*). Bu dönemde çocuklar hareket konusunda uzmanlaşarak çevrelerini keşfetmekte çok daha aktif oluyorlar, bu süreçte başarabildikleri ile gurur duyuyorlar ve her şeyi kendileri yapmak istiyorlar. Her çocuk öznel farklılıklardan kaynaklı bunu değişik biçimlerde yaşayabiliyor. Ancak son zamanlarda sosyal medyadaki ve -eşim dahil- etrafımdaki anne-babaların, “iki yaş sendromu” olarak adlandırdıkları bu durumdan kaynaklanan krizlere çözüm bulma sorumluluğunu “çocuğun gelişimine” atma eğiliminde olduklarını fark ettim. Aslında kendime “Dur bir düşünelim,” dediğim nokta da tam olarak burasıydı.

Çocuğumuzun her şeye hayır dediği, önerdiğimiz her şeye muhalif olduğu ve onu bir türlü ikna edemediğimiz zamanlarda “Bu gelişimsel olarak normal bir durum, bu bir dönem ve geçecek,” diyerek kendimizi rahatlatıyoruz. Her çocuk bu tip durumları farklı düzeylerde yaşıyor ve yaşayacak, bu gelişimin bir sonucu ve sağlıklı bir durum. Ancak bu durumun bir “sendrom” haline gelmemesi için yapabileceğimiz pek çok şey var.  Fiziksel koşulları ve çocuğun sıklıkla temas halinde olduğu yetişkinlerin duruma yaklaşımını, çocuğun ihtiyaçlarını anlayarak düzenlediğimizde çatışmaların dozunu aşağı çekerek daha olumlu bir atmosfer yaratma olanağımız artıyor.

Peki bunun için neler yapabiliriz?

  • İyi bir gözlemci olmak ve çocuğu tanımak: Her şeyden önce ebeveyn olarak iyi bir gözlemci olmamız, çocuğumuzun gelişimsel ve gündelik ihtiyaçlarını fark etmemiz ve uygun düzenlemeleri yapabilmemiz için kilit bir noktada duruyor. Çocuklar tahmin ettiğimizden çok daha erken dönemlerde tercihler yapmaya başlıyor. Verdiği tepkiyi doğru okuyabilirsek ve onu tanımak için çaba gösterirsek, çocuk ihtiyaçlarının fark edildiğini ve giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapıldığını görecektir. Bu da bağımsızlaşma yolunda anlaşıldığını bilerek çevresi ile daha olumlu bir ilişki kurmasını sağlar.

  • Çocuğu anlamak ve tepkilerini kişiselleştirmemek: Bu dönemin en dikkat çeken özellikleri inatçılık ve muhalif olma hali. Ancak çocuğunuz bütün bunları sizi sevmediğinden, size karşı gelmek istediğinden ya da sizi sinirlendirmek için yapmıyor. Bütün bunlar içindeki bağımsızlaşma itkisinden kaynaklanıyor ve oldukça sağlıklı bir durum.

  • İkna etmek üzere size özgü yöntemler bulmak: Bu dönem aynı zamanda onun sizin isteklerinizi karşılaması ya da onun taleplerine verdiğiniz karşılıklar konusunda onu ikna etmenizin daha zor olduğu bir dönem. Yine de çocuğunu iyi tanıyan anne, baba ya da yetişkinler olarak size özgü ikna etme yöntemleri bulabilirsiniz. Ancak bu kesinlikle onunla pazarlık yapmak anlamına gelmiyor. “Bamyanı yersen seni parka götürürüm,” demek onu ikna etmekten çok “ödüllendirmek” oluyor ki bu da çocuğu gelişimsel olarak olumsuz etkiliyor. Bu durumda bamyayı neden yemesi gerektiğini size özel farklı yöntemlerle açıklamanız daha doğru bir yaklaşım olabilir.

  • Kendine ilişkin kararlar vermesine izin vermek: Bu dönemde bağımsızlaşmaya çalışan çocuğun kahvaltıda ne yemek istediğine karar vermesini isteyip kararına saygı duymak, ona anlaşıldığını ve bağımsızlaştığını hissettirecektir. Bu tip fırsatlarla evdeki atmosfer de olumlu yönde etkilenecektir. (Daha ayrıntılı bir yazı için: Çocuğum doğru karar versin ama nasıl?)
  • Kendini ifade etmesinde uygun yöntemleri model olarak göstermek: Bu dönemde bütün çocuklarda görülmese de sıklıkla rastladığımız ve anne-baba olarak bizim de sabrımızı zorlayan bir durum ağlama krizleri, zor sakinleştirilen huzursuzluk hatta zaman zaman nesneleri atma, vurma gibi davranışları da içeren öfkeli haller… Bu tür durumlarda sakinliğimizi koruyarak ve onu anladığımızı hissettirerek, ne istediğini konuşarak ifade edebileceğini ona anlatabiliriz. Çocuğun bu tür davranışları bizim “sinirimizi bozmak” için yapmadığını unutmamamız, mümkün olduğunca (ki bunu sağlamak her zaman kolay olmuyor) sabırla ve kararlılıkla aynı sakin ve kucaklayıcı tavrımızı sürdürmemiz, bugünden yarına değişecek sonuçlar yaratmasa da çocukla aramızdaki ilişkinin huzurla devam etmesine olanak sağlayacaktır.
  • Sınırları ve özgürlükleri tanımlamak ve bu konuda tutarlı olmak: Genellikle tam tersi düşünülse de evde ya da aile içinde geçerli olan sınırları belirlemek aile üyelerinin özgürlüklerinin de garantisi olabiliyor. Özellikle çocuğun içindeki bağımsızlaşma arzusunun hakim olduğu bu dönem, aynı zamanda sınırları anlaması ve uyum sağlaması için de önemli bir dönemdir. Bir oyuncağı toplamadan bir diğer oyuncakla oynayamayacağını ya da su içtiğinde bardağı bulaşık makinesine koyması gerektiği gibi, hangi davranışın sonucunun ne olacağını bilmek ve bu konuda bir tutarlık olduğunu görmek çocuğun öz düzenleme becerilerinin gelişmesinin yanı sıra çevresine duyduğu güveni de artıracaktır.  Zaman zaman başka çocuklar ve anne-babalarıyla bir arada bulunduğumuz market gibi ortamlarda, “başka bir çocuk ocak ayında çilek yerken neden sizin satın almak istemediğinizi” anlaması için, sınırların ailelere göre farklılık gösterdiğini de çocukla paylaşmak önemlidir. Çocuğunuza sakince sizin ocak ayında değil de mevsiminde çilek yemeyi tercih ettiğinizi, diğer çocuk ve ailesinin kararının da onları ilgilendirdiğini anlatmanız zamanla bu istekler karşısında aldığı olumsuz yanıtı daha kolay kabullenmesini sağlayabilir. 
  • Anne, baba ve diğer yetişkinler arasında tutarlılığın sağlanması: Çocuğun bakımını üstlenen ve en çok zaman geçirdiği yetişkinlerin çocuğun istekleri ve tepkilerine yanıt vermek üzere nasıl bir yol izleyecekleri konusunda mümkün olduğunca mutabık olmaları, çocuğun kendini güvende hissetmesi ve kafası karışmadan gelişim yolunda ilerlemesinde önemli bir yer tutuyor. Geniş ailelerde bunu sağlamak her zaman kolay olmayabiliyor. Bu noktada da aile yaşamında sınırların belirlenmiş olması işleri ciddi oranda kolaylaştırıyor. Çünkü anne ve baba dışında çocukla birlikte olan yetişkinler de çocuk için doğru olanı yapmayı istiyorlar; anne ve babanın kararları ve beklentilerini bildiklerinde çocukla çatışmadan, olumlu bir ilişki kurabiliyorlar. Ancak anne ve babanın büyük ebeveynlerle çatışması da atmosferi olumsuz etkileyebileceğinden her ailede sınırları ortaya koymanın düzeyi, yöntemi ve uygulama biçimi farklı olabiliyor.  
  • Gerektiğinde yardım isteyebileceğini göstermek: Bağımsızlaşma yetişkinden tamamen kopuş anlamına gelmiyor. Çocuğa “istediğinde” ve “gerektiği kadar” yardımda bulunmak hem onun bağımsızlaşmasını destekliyor hem de bunun önündeki engelleri kaldırmamıza yardımcı oluyor.  Yalnızca gerektiğinde ve yeteri kadar yardım alan çocuk kendisine saygı duyulduğunu hissediyor. Dolayısıyla her şeyi kendisi yapmak isteyen çocuğumuza “İhtiyacın olduğunda ifade edersen sana yardım etmek için yanı başındayım,” güvenini vermek ve yardım istemeyi öğrenmesini sağlamak onu rahatlatacaktır.

Bütün bu önerileri koşullarımız elverdiğince yapabilmemiz, çocuğun bağımsızlaşmasının önündeki engelleri mümkün olduğunca kaldırmaya çalışmamız, olumlu ve çocuğun anlaşıldığını hissettiği bir atmosfer oluşturabilmemiz çocuğumuzun çevresiyle güvene dayalı bir ilişki kurmasına olanak sağlayabilir. Bu da, benzer gelişimsel ihtiyaçların ve farklı dinamiklerle benzer çatışmaların görüldüğü ergenlik döneminde de olumlu bir ortam yaratılmasını kolaylaştıracaktır.

Hangi durumlarda bir uzmana danışmalıyız?

Çocuğunuzda gündelik hayatınızı ve ilişkinizi önemli ölçüde olumsuz etkileyen öfke, saldırganlık, kendine zarar verme, suskunluk, içine kapanma gibi durumları görüyorsanız ya da bu süreçle başa çıkma konusunda kendinizi  iyi hissetmiyorsanız bir çocuk gelişimi uzmanı ve psikolog ile görüşmeniz işleri kolaylaştırabilir.

Takip etmek ve beğenmek için:
Ezgi Fındık

Ezgi Fındık

2010 yılında Ankara Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. Öğretmenlik deneyiminden sonra ilk olarak Bartın Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan Ezgi, 2012 yılından bu yana Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor ve aynı bölümde doktora eğitimine devam ediyor. Akademik olarak öz düzenleme becerileri, bebeklik ve okul öncesi dönemde Montessori eğitimi konularında çalışıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uçurtma'yı paylaş!